Sermayesi buzdan ibaret olanlar

Sıcak bir yaz günüydü. Sokağın başından bir ses işitiliyor, iyi kötü seçilebilen sözcükler, sesin sahibi yaklaştıkça daha da anlaşılabilir hale geliyordu. Sözcükler dilinden şiddetlice dökülürken, söylediği cümleyi duyan insanlar kafalarını çevirip önce adama sonra da sattıklarına merakla bakıyorlardı. “Sermayesi tükenmekte olan bu adamcağıza yardım edin, tükenen sermayeme yardım edin, sermayesi buzdan ibaret olan bu adama yardım edin.”

Güneşin inatla ısıttığı yeryüzü en çok da satıcının aleyhine işlemekteydi belki de o dakikada. Buzlar hızla erimekte, satıcının söylediği gibi sermayesi tükenmekteydi.

Belki de durup düşünenler için buz değil ibretin ta kendisini satmaktaydı. Zamanla yarıştığının farkında olmuş olacak ki, oldukça yüksek çıkmaktaydı sesi. İlk saatlerde tesellisi sermayesinin büyüklüğü olmalıydı. Şimdi ise gözlerinin önünde eriyen ve eridikçe sesi titreyen bir adam oluvermişti.

Gözlerimi kapıyorum ve karşımda ayna varmışçasına, alıp kendimi buyur ediyorum karşıma. Şimdi bana bakan bir ben var, benim de ona baktığım. Kendimle göz gözeyim. Aslen, detayları oldukça belli eden bir ayna bu. Saçıma düşen aktan tutun da, gözlerimin altında oluşmuş çukurluğun moruna kadar her şeyi, her kusuru ortaya koyan bir ayna. Durun bir dakika. Saçıma ak mı düşmüş, göz çukurlarım mı belirginleşmiş?

Meraktan olacak, kendimi aşmak istiyordu gözlerim, baktıkça gördüğüm sadece kendimdi ama biraz hızlı davranıp, hayalimdeki görüntünün ardına doğru bakmaya yeltendiğimde gördüğüm tek bir şey oldu; kara, kapkara, kapkaranlık. Çığlık sesi duydum önce, oysa karşımda duran benimin ağzı kıpırdamıyordu. Ses, görüntümün ardından geliyordu sanki. Hayalimdeki görüntü ve ardındaki karanlıktan sonra şimdi de bir ses, çığlık sesi… Oysa yalnızca kendimdi görmek istediğim, kendime bakmak istemiştim zevkle…

Buz satan adam ve kendimde gördüğüm noksanlıklar, karanlıklar, çığlıklar. Olanlar arasında bir bağlantı aradıkça, yıpranmışlığım artıyor ama beynimin beyan ettiği gerçeklerden sıyrılamıyorum.

Tükeniyordum ve tükeniyorum. Ardımda karanlık bırakarak, kapkara bir art bırakarak tükeniyorum. Buz satan adam ve ben, bir fark göremiyorum. Buz satan adamın çığlığının bir benzerini, hayalimdeki bende gördükçe farkımız daha da belirginleşiyor. Onun eriyen sermayesi, benim eriyen tenimle ve geçen zamanımla eşdeğer. Onun yalnızca buz olan sermayesi eridikçe, benim de yalnızca sermayem olan ömrüm de erimekte. Amacımız da bir üstelik; ikimizde kazanmak istiyoruz, bitmeden tükenmeden kazanmak. Eriyen kısmı kadarıyla gördüğümüz zararı, elimizdekine sahip çıkarak gidermek, en karlı ticareti bulmak istiyoruz.

Erimekte olan ömrümü, karanlıksız kılmak ve bir pahaya satmak imkânım olsa, paha biçilemez ömrüme paha biçilemez değer vereceğini söyleyen olsa. Ah!

Hayalimdeki ben tebessüm ediyor bana şimdi de ve bir ses daha ilişiyor kulağıma.

Duyduğum bu sesi senin de duymanı istiyorum;

“Allah, müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe Suresi:111)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir