Farz Olan İlimlerin Tasnifine Dair-2

            Daha evvelki konuda farzdan ve farz-ı ayn olan ilimlerden bahsettik. Şimdi ise farz-ı kifaye olan ilimler nelerdir bunu inceleyeceğiz.

            Farz-ı kifaye ilimleri 2 ana başlıkta inceleyebiliriz;

            1- Şer’i İlimler; Peygamberden öğrenilen ilimlerdir. 4’e ayrılır;

            a- Usûl            : Asıl olan ilimlerdir. Kitap, sünnet, icma’ ve sahabenin yoludur.

            b- Fürû            : Asıllardan çıkarılan ilimlerdir. Konuşulan sözlerden başka manalar çıkarılmasına yönelik çabadır.

            c- Mukaddimat: İlimleri elde etmeye yarayan alet nev’inden olan ilimlerdir. Lugat ve nahv ilmi gibi

            d- Mütemmimat: Bu 3 ilmi tamamlayan ilimlerdir. Kuran ve hadisle ilgili olmak üzere 2’ye ayrılır;

                        Kuranla alakalı tamamlayıcı ilimlerdir. 3’e ayrılır;

                        i- Kıraat ve Maharicu’l Huruf

                        ii- Kuranı Kerimi anlamaya yönelik ilimler. Tefsir gibi.

                        iii- Kuranı Kerimin ahkamıyla ilgili ilimler. Nâsih, âmm, hâs, nass, zahir gibi ilimleri anlatan usul-i fıkh gibi.

                        Hadisle alakalı tamamlayıcı ilimlerdir.

                        i- Hadis alimlerini isimleriyle, soylarıyla, ravilerde doğruluğu yanlışlığı ayırmak için öğrenilmesi gereken ilimlerdir.

            Bu sayılanlar öğrenilmesi farz-ı kifaye olan ilimlerdir.

            2- Şer’i Olmayan İlimler; diğer vasıtalarla öğrenilen ilimlerdir. 3 e ayrılır;

            a- Mahmûd: Dünya işlerini düzene koyma, insan sıhhatini koruma ve ihtiyaçlarını cevaplandırmaya yönelik tıp ve hisab (hesap) ilimleridir. 2’ye ayrılır;

                        Farz-ı kifaye olanlar; dünya işlerini tanzim için lazım olanlardır. Tıp, hesap gibi

                        Fazilet sayılanlar; bu ilimlerin en ince teferruatına kadar öğrenmektir. Farz olmayıp, lazım olan kısımları anlamayı kolaylaştırması bakımından fazilettir.

            b- Mezmum: Dinde yeri olmayan, sihir, tılsım, şu’beze (şaibe), telbisat (hile) gibi ilimlerdir.

            c- Mübah: Ne yasak, ne de öğrenilmesi mecburi olanlardır. Örneğin; tarihle meşgul olmak, şiir öğrenmek gibi.

* * *

            Bu sayılanları toparlayacak olursak, Cenab-ı Hakk’a yaklaşmaya esasen 3 yol vardır;

            1- Yalnız ilim ile. Bu ilim ise mukaşefe ilmidir. Aşağıda özet olarak bahsedilmiştir.

            2- Yalnız amel ile. Bu da idarecilerin idare olunanları sevk ve idaresidir.

            3- Hem ilim hem amel ile. Bu da ahiret ilmini işlemekle kazanılır. Başaranlar ise hem alim hem amildir.

            Soru: Peki nedir ahiret ilmi?

            Ahiret yolunu gösteren ilim ise 2’ye ayrılır;

            1- Mükaşefe ilmi (İlm-i Batın); sıddık ve mukarreblerin ilmidir.  Kötü huylardan arınıldığında kalpte tecelli eden ilimdir. İlmi mukaşefeden gayemiz Allahu Telanın sıfat ve efalini bilmeğe perde olan kir ve paslardan kalp ayinesini temizleyip cilalandırma keyfiyyetini bildirmektir. Kalbin paslardan temizlenmesi de şehevi ve behimi arzularını terkedip, peygamberin izinden yürümekle mümkündür. Bu makama riyazetle ve öğrenip öğretmekle erişilebilir.

            2– Muamele ilmi; kalbin ahvalini bildirir.

            a- Kalbin mahmûd (öğülen) halleri; sabr, şükr, havf (korku), reca (ümit), rıza, zühd, takva, kanaat, cömertlik, tüm nimetleri Allahtan bilme, hüzni zan, iyi geçim, ihlas, doğruluk. Bunların sebeplerini, sahip olma yollarını, zayıflayanları takviye etme yöntemini öğrenmeye yarayan ahiret ilmidir.

            b- Kalbin mezmum halleri; fakirlikten korkma, kaderine küsme, gıll (hainlik), hıkd (kin), hased, gışş (yaramazlık), benlik, övülme isteği, uzun yaşama arzusu, kibir, riya, unf (lüzumsuz hiddet), buğzu adavet, tama, cimrilik, rağbet, bezah (büyüklenmek), eşer ve batar (neşe ve kibir), zenginlere saygı gösterip yoksulla eğlenmek, fahr, heyla, tenafüs (kendini beğenmek), mubahat (varlığıyla övünmek), hakkı kabul etmemek, lüzumsuz şeylerle uğraşmak, çok konuşmak, gösteriş için süslenmek, ucub, kendi noksanlarını görmeyip başkalarında kusur aramak, ahiret düşüncesini ve Allah korkusunu kalpten çıkarmak, intikam güderken hakkı unutmak, husumet beslediklerine dost görünmek, ameline güvenmek, kasvet ve fezaet (merhametsiz ve katı yürekli olmak), varlıkta sevinip yoklukta üzülmek, insanlarla ünsiyet edip yalnızlıkta mahzun olmak, tiş (kısa görüşlülük), acelecilik, hayasızlık, merhametsizlik halleridir. Bunlar fenalık tohumu ekip, kötü amel mahsulü yetiştiren kalbin mezmum hasletleridir. Bunların sınırlarını, tanımlarını, sebeplerini, alametlerini, tedavi çarelerini bilmek ahiret ilmidir.

           * * *

            Yıllarca elimizden tutup, dizinin dibine oturtarak bize bir şeyler öğretilmesini bekledik. Bu bizim aceleceğimizdendi, yol bilmememizdendi. Nadirattandır böylesi hayata giriftar olan. Biz aramadık, aranalım istedik. Kaybettiğimiz zamanların ise telafisini nasıl yapabilirim kaygısı, bizi daha da kaybettirmeye mahkum kıldı.           

            Farkındayım, işimizin kolay olmadığına. Ne yapacağımızı belirlemek, nasıl yapılacağını bilmek ve ısrar etmek, açılan Rahman-i kapılardan içeri girmek… Kolay olsaydı herkesi o kapıda bulmaz mıydık? Zor olana talipsek, sancı çekmeye de alışmamız gerekecek. “Talip olduğunuz nedir, neden sancı çekesiniz ki” diyenlere inat bunu yapacağız. 

           Seriye ilişkin izleyen yazımızda farklı kaynaklardan tasniflerle konumuzu daha da genişleteceğiz ve hedefimizi belirleyeceğimiz yola doğru, birlikte, bir adım daha yaklaşacağız.

(devam edecek…)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir