Farz Olan İlimlerin Tasnifine Dair-1

Hadisi şerifte “İlim öğrenmek her Müslümana farzdır” der Efendimiz (İbn Mace, Mukaddime, 17). Bu noktadan hareketle hangi ilimlerin bizim için farz olup olmadığını öğrenmemiz önem arz etmektedir.

İlmin ve ilim öğrenmenin faziletini izleyen yazılarımıza bırakarak farz olan ilim konusundan devam edeceğiz. Hadis-i Şerif’te bahsedilen farz olan ilimlerin hangileri olduğu konusunu açıklığa kavuşturmamız hem harcadığımız mesainin sorgulanmasına, hem de hangi alanda faydalı olabileceğimize ve uzmanlaşabileceğimize ışık tutacak, belki de bizleri malayaniyattan kurtaracaktır.

İlimlerin ayrımı yanında, farz olup olmamasına göre de birçok tasnif bulmak mümkündür. Biz bu konuda Gazali’nin düşüncelerinden faydalanmayı tercih ediyoruz. Elbette herkesin farklı düşünce yapısı ile ilimlere verdiği değerler farklılaşabilir ama hadislerle ve ayetlerle bunları desteklemediğimiz sürece, belirleyeceğimiz tasnifler kendi temennilerimiz ve düşüncelerimizin ötesine geçmeyecektir.

İmamı Gazali’nin İhya-i Ulumiddin eserinde şöyle ifade ediliyor;

“Her fırka kendi mevzuunun öğrenilmesini farzı ayın kabul etmiştir.” Evet bu ifadeden kelamcılara göre kelam öğrenilmesi, fakihlere göre fıkhın öğrenilmesi, tefsir ve hadis alimlerine göre tefsir veya hadisin öğrenilmesi, sofiyyeler ise tasavvuf ilminin öğrenilmesi farz-ı ayın olarak görülmüş.

Buraya bir virgül koyarak, öncelikle farzın ne olduğundan, kaça ayrıldığından kısaca bahsedelim. Farz sözlük manası itibariyle, bir kimseyi bir vazifeye tayin etmek veya maaşa bağlamak manasına geliyor. Istılahi manası ise din hususunda icrası vacib, terki masiyet olan Hükm-ü İlahidir. Kuran-ı Kerim veya Hadis-i Şerifle sabit olan Cenab-ı Hakk’ın kat’i emridir.

Farz kendi içerisinde ikiye ayrılır; farz-ı ayn ve farz-ı kifaye.

Farz-ı Ayn, herkesin yapmaya mecbur olduğu farzlara denir. Bundaki mükellefiyet, bir Müslümanın yapmasıyla diğer Müslümanları kurtarmaz. Namaz kılmak, oruç tutmak örnekleri verilebilir.

Farz-ı Kifâye ise, bir kısım Müslümanların yapması ile diğerlerinin günahtan kurtuldukları farzlara denir. Bu gibi farzları, hiç kimsenin yapmaması hâlinde, bütün cem`iyet mes`ul ve günahkâr olur. Bir Müslümanın cenaze namazını kılmak örneğinde olduğu gibi. Sevabı yapanadır, ancak tamamen terkinde günah tüm Müslümanlaradır.

İlim konusunda kaldığımız yerden devam edelim. Aşağıda yapılacak tasniflerde şu noktayı da kaçırmayalım. Her farz-ı ayn aynı zamanda farzdır, ancak her farz farz-ı ayn değildir, bu farz-ı kifaye için de geçerlidir.

Peki, farz-ı ayn ilimler nelerdir?

Akil ve baliğ olanların yapmakla mükellef oldukları 3 şey vardır, bunlar;

1- İtikad (inanmak)

2- Fiil (inandıklarını yapmak)

3- Terk (yasak edilenleri yapmamak)

İtikad ile yapılacak farz, insanın içerisinde doğacak şüphe ve vehimleri izale edecek, giderecek kadar ilim elde etmesidir.

Fiil ile yapılacak farz ise, namaz, oruç, zekat ve haccın kendisine zorunluluk haline geldiği anda bunları yapacak kadar ilim öğrenmesi ve yapmasıdır.

Terk ile yapılacak farzlarsa, yapması mümkün olan yasaklardan kaçınmak, öğrenmek ve öğretmektir. Örneğin; görme engelli birine “falancaya bakmak haramdır” denmesi makul değildir. Bu noktada tanımda belirtildiği gibi yapması mümkün ve imkan dahilinde olan günahları yapmamak, yaptırmamak farzdır. Bir yerde haram bir fiil işleniyorsa bunun haram olduğunu öğretmek de farzdır, öğrenmek de. Öğretilmesi farz olan her şeyi ise öğrenmek de farz olur.

Neticede, farz olan ilim ve farz olan vakitler bilinirse farz-ı ayn bilinmiş oluyor.

İzleyen yazımızda farz-ı kifaye ilimler nelerdir, ondan bahsedeceğiz.

(devam edecek…)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir