Başlarken…

Duymuşsunuzdur ağaç eken adamı, Elzeard Bouffier’dan bahsediyorum. Duymayan veya unutanlar için tekrar hatırlatmakta fayda var.

Dağlarda dolaşırken rast gelinmişti kendisine. Çok az konuşan bir çobandı ve bu sessizliğin bir sebebini “yalnız yaşayan insanların” çoğu biliyordu. Oğlunu ve eşini kaybetmenin verdiği acı, onu hayatın boğuculuğundan bu ıssız mecraya sevk etmişti. İnsanlardan uzaklaşmasıyla birlikte de konuşma yetisini kısmen kaybetmişti. Belki de konuşmaya hiç ihtiyaç hissetmiyordu.

Geceleri poşetindeki palamut çekirdeklerini masaya döküyor, içlerinden sağlamları ayırarak tekrar poşetine koyuyordu. Ve olaya şahitlik edenin anlattığına göre, geceden seçilmiş palamutları her sabah özenle toprağa ekerdi. Şimdiye dek yüz bine yakın palamut çekirdeği ekmişti. Ekilenlerden yirmi bini fidan vermişti.

Yaşadığı bölgenin ağaçsızlıktan öldüğünü görünce, bu işe koyulmuştu aslında. İnadı vardı ama basit ve doğal bir inattı. Yıllarca sürdürdüğü bu inadı sayesinde koca ve çorak araziler ağaçlarla kaplanmıştı. 1913 yılında görmüştü onu anlatan seyyah. Yıl 1933 iken ormana gelen memurlar Bouffier’a ateş yakmaması için uyarıda bulunuyorlardı. Bu ormanın inşasına sebep olanı tanımıyorlardı oysaki. Kendiliğinden meydana gelmiş bir yerdi onlar için burası ve sahip çıkılmalıydı elbette.

Yıllar geçmesine rağmen yılda yüz binlerce tohumu, en güzellerini seçerek ekmeye devam ediyordu Elzeard Bouffier.  Bu güzellerin fidan haline gelmesi diğerlerine nazaran daha yüksek ihtimaldi onun gözünde, haklıydı da.

Bouffier 1947 yılında öldüğünde, devasa hale gelen ormanlık alan, bu bölge içinde akmayan nehirlerin akmasına, yörede daha evvel gözlemlenmeyen hayvanların varlığına sebep olmuş, hatta kasabanın inşasına yön verir bir haline gelmişti.

Peki neden anlattım bu hikayeyi? Ben bu hikayenin neresindeyim? Ne ektim şimdiye dek, şimdi ne ekiyorum veya şimdiden sonra ne ekeceğim? Yoksa ektiğim bir tohum olmadı mı hiç? Sağlam palamut çekirdekleri bulamamış olabilir miyim? Yada bu çorak ve genişçe mekanda ekilebilecek ve hayat verilecek yer mi kalmadı?

Hayır, hayır bunlar sadece vicdana takılan susturucular hükmünde. Benim hiç ekmek gibi bir amacım olmadı, hazır ormanlarda dolaşmak ve “kimdendir” diye düşünmemek varken ve böylesi işime gelmişken. Hem meşakkati de yoktu bunların.

Ya dikilecek bir tohuma dahi ihtiyacı varsa kainatın, ya çok önemli ise senin ekeceğin o tohum, ya yukarıdaki hikayede yer bulan zincirleme reaksiyonun bir halkası da sen isen, ya elinde tuttuğun ama ekmekten imtina ettiğin o tohum ekilmediği müddetçe zincirin izleyen halkası ile bir önceki halkası arasında kalmayacaksa bağ.

Değersiz değilsin ve yaptıklarınla değerlisin ve yaptıkların da değerli. Değerin basit ve doğal bir inada bakıyor sadece.

Güzellerini seçeceğim tohumları ekmek için, çorbada benim de tuzum olsun diye kalabalık ediyorum. Ekilen her tohumun sünbülleneceğini beklemenin fazla iyimserlik olduğunu da kenara dercediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir